Sporda her türlü yasağa karşıyım

Bursa Rallisi, planladığımız gibi gitti. Tabii ki kazanmak isterdik ama bizim için çok daha da önemlisi ilk 5 içerisine 3 otomobil sokmaktı. Çünkü biz bir fabrika takımıyız; bir markayı temsil ediyoruz. Bizim için en önemli konu, Markalar Şampiyonluğu. Pilotlar şampiyonluğu zaten çok büyük bir şansımızın kalmadığını biliyorduk ama Markalar Şampiyonluğu bizim için çok önemli. Markalar Şampiyonu olabilmek için de ilk 5’e 3 otomobil sokmamız gerekiyordu; biz de ilk 6’ya 3 otomobil soktuk, 2-3-6 olduk.

İlk gün parkurun ve yarışın kırıcılığını ve de zor koşulları görünce ikinci gün biraz daha  strateji yapıp, biraz daha temkinli bir tempoyla gitmeyi tercih ettik. Çünkü bizim bir otomobilimizin kalması, Markalar Şampiyonasından düşmemiz demekti. Bursa Rallisi sonrası Markalar Şampiyonası’na yeni bir heyecan getirdi. Ford olarak, Subaru ile aynı puanları paylaşıyoruz. 1-2  puan gibi bir fark var aramızda. Fiat ise 3’ncü.. Türkiye Rallisi’nde her şey olabilir. Bu üç markadan her hangi biri şampiyon olabilir.

Markalar Şampiyonası’ndaki rakiplerimizin şu ana kadar yaptıkları altı yarış var. Fakat Bursa, bizim 5’inci yarışımızdı. WRC otomobillerimizle Fiat Rallisine katılamadığımız için, sezon başında koyduğumuz hedef, eksik rallimize rağmen Türkiye Rallisi’ne kadar puanları eşitlemekti.

Bursa sonrası puanları eşitledik hatta şu anda öne bile geçtik. Sezon yeni başlıyor gibi; Türkiye Rallisi’nde hak eden, finişe gelen, daha fazla otomobilini, daha iyi klasmanda finişe getiren Markalar Şampiyonu olacak. Ben, bizi hala Markalar Şampiyonasının en büyük adayı olarak görüyorum.

Adnan’ın son gün yaşadığı şanssızlık, motor Sporlarının tuzu biberi diyebileceğimiz cinsten bir olay. Yalnızca bir spin bize birinciliğe mal oldu ama biz kazanmaya alışmış, çok da başarı kazanmış bir takımız. 1 veya 2’ncilik bizim için o kadar da önemli değil. Bursa’da, bizim için çok değerli bir 2 ve 3’üncülük, bir de 6’ncılık elde ettik. Bardağın dolu tarafına bakmak lazım; bunun tersini düşünecek olsaydık, bizim bir otomobilimiz 1'inci olsaydı ama diğer iki otomobilimiz finiş göremeseydi, Markalar Şampiyonası için nerede ise şansımız kalmayacaktı. O nedenle Bursa’yı gayet başarılı buluyorum.

Bursa’da bu kadar lastik patlamasını açıkçası beklemiyordum. Patlamaması yönünde de her türlü tedbiri aldık, olabilecek en sert lastikleri kullandık ama çok lastik patladı. Bir tek bizim için değil herkesin çok lastiği patladı. Özellikle son etap, 25km.’lik Karakova’nın sonuna diyebilirim ki gelen 10 otomobilden 8’inin mutlaka bir lastiği patlaktı. İki, üç lastiği patlak olanlar dahi vardı. Çok kırıcı bir parkur ve bu kadar kırıcı parkurların seçilmemesi lazım. Özellikle 4-5 km’lik çok sivri taşların olduğu kesimler vardı. Bu bölümler çıkarılabilir ve oraya gelmeden önce etap bitirilebilirdi. Ama artık bunların üzerinde tartışmak bize bir şey kazandırmaz. Eminim bu konulardan çıkarılması gereken dersler çıkarıldı. Bundan sonraki organizasyonlar bunlar göz önünde bulundurularak yapılır.

Süper 2000’inden açıkçası daha bir şey anlayamadım! Bursa’da bu yarışta hiç kimsenin gerçek temposunda veya gerçek temposuna yakın bir tempoda gittiğini zannetmiyorum. Herkes lastik patlatmamak  ve otomobili kırmamak için son derece temkinli gitti. Süper 2000’in ilk rallisi Hitit olsaydı çok daha fazla bir şeyler söyleyebilirdim. Ama Türkiye Rallisi’nde çok daha iyi izlenimlerimiz olacak ve bu yarıştan sonra Süper 2000 hakkında daha fazla şey söyleyebilirim.

Çok genel olarak özetleyecek olursak, artık Türkiye’de otomotiv, dünyada motor spor endüstrisi çok hızla bir şekilde gelişiyor. Fiat’ın göz bebeği olan 2006 teknolojisiyle ve en ileri düzeyde üretilmiş bir ralli otomobilinin kötü olması mümkün değil. Avrupa Şampiyonasında asfalt üzerindeki başarısı zaten kanıtlanmış, toprak üzerinde de Fiat gibi bir takım var arkasında, onlarca mühendisle yarıştırılıyor. Dolayısı ile Süper 2000’nin bizde de başarısız olacağını zannetmiyorum. WRC’ler kadar sağlam! WRC’lerin potansiyeline sahip olmadığı bir gerçek ama son derece yakın. Grup N4’lerden daha hızlı, ama WRC’den biraz yavaş bir otomobil.

WRC’lerin 2007’de Türkiye de yarışması ile alakalı bir problem görünmüyor. Kurallar kitabında gelecek yıl için WRC’lerin yarışamaması gibi bir konu yok. 2007 den sonra konuşulacak, tartışılacak, görüşülecek, karar verilecek ama şurası da gerçek ki yarışlara gelen herkes WRC’leri seyrediyor. WRC’lerden başka, bir de bizim Fiesta’ları seyrediyor! WRC’ler dünyanın her yerinde bu işin neşesi, seyirci potansiyeli onlarla yürüyor, WRC’lerin yasaklanmasına ben hiç bir zaman taraftar değilim. Sporda genel olarak her türlü yasağa karşıyım. Yasaklar çok yanlış; F2’de, Süper 2000 de yarışmalı WRC de yarışmalı, Grup H da yarışmalı.. Her otomobil yarışmalı! Yasak koymanın bir anlamını görmüyorum.

Castrol Fiesta Ralli Cup için en son söyleyebileceğim şey; Castrol Fiesta Ralli Cup’daki pilotların hepsi de kazanmayı hak eden pilotlar. İlk sezon içerisinde yarış kazanan iki tane pilot, kupada ilk 3’te bile değil. Seçilen pilotların hepsinin yarış kazanma potansiyeli, hepsinin hızlı gitme potansiyeli var ama Mert’in tecrübesi de bir avantaj olarak öne çıktı ve Mert hak ederek şampiyon oldu. Hemen 1,5 puan gibi bir farkla arkasından Dağhan geldi. Bursa’da yarışı kazanan Dağhan oldu ve O’nun arkasında Can Çelebi geldi. Can’dan sonraki 3-4 kişi de 1-1,5 puan gibi farklarla geliyorlar. Ben,öncelikle Castrol Fiesta Ralli Cup’ın ilk 3 pilotunu tebrik etmek istiyorum ama bizim pilotlarımızın hepsinin kazanma potansiyeline sahip değerli pilotlar olduğunu yinelemek isterim. Bursa ile birlikte Castrol Fiesta Rallye Cup 2006’da mutlu sona ulaştık; bundan sonra ki yıllarda da yine Castrol Fiesta Rallye Cup Şampiyonası’nı göreceğiz.

Fiesta’ların WRC’ye girmeleri konusunda bazı çalışmalarımız var. Hem Ford Ralli Sport Türkiye’nin WRC’deki araç parkı ve hangi pilotların kullanacağı ile alakalı hem de  Castrol Fiesta Ralli Cup otomobillerinin en azından bir kısmının WRC’de yarışmasıyla ilgili bazı programlarımız var. Bursa’nın ardından yapacağımız bir seri toplantılar neticesi çok kısa zamanda buna karar vereceğiz.

Biz, Serkan Yazıcı ile 2004 senesinde Genel Klasman 9’culuğuna kadar geldik. Adnan, 9’uncu giderken bir mekanik arızadan kalınca, bizim için puanlar çok önemli ve çok değerli olduğu için, 8’nci giden Serkan biraz daha yavaşladı ve 9’nculuğa düştü, oysa rahatlıkla yarışı 8’inci olarak bitirebilecek durumdaydı. Bence, WRC’de 8-9’unculuk bir Türk pilotunun rahatlıkla yapabileceği bir klasman. Biraz daha zorlanırsa, 6 ile 8’ncilik arası bir derece alınabilir. WRC’nin Türkiye ayağının 2007 de yapılmama ihtimalinin büyük olduğuna katılıyorum ama ben FİA’nın rotasyon uygulama kararı vereceğini düşünüyorum 2008 de büyük bir ihtimalle WRC Türkiye’ye tekrar gelecektir.