|
Yeni
jenerasyon pilotlar çok farklı, bunu eski pilotlar da söylüyor
zaten. Bambaşka bir otomobil kullanma tekniğine sahipler. Çok
farklı bir çizgiyle, çok farklı bir otomobil kullanma
tekniğiyle otomobilleri kullanıyorlar. Eski pilotlara nazaran
çok daha az antrenmanla çok daha az test yaparak
gidebiliyorlar. Etapları 2-3 kere geçmek onlar için yeterli
oluyor. |
2004 Sezonu için,
şu an bir çok şey net değil. Ford Rallye Sport Türkiye takımı,
bundan önceki senelerde olduğu gibi, 2004 sezonunda yine
rallilerde olacak. Yine hedeflerimiz, Türkiye Ralli, Markalar
ve Süper 1600 Şampiyonlukları. Bundan da anlaşıldığı gibi araç
parkımızda Ford Focus WRC ve Ford Fiesta Süper 1600’ler
olacak. Bugün için hedefimiz iki tane Fiesta Süper 1600
getirtmek. Ama sezonun ilk rallisine ikisinin de
yetişip-yetişmeyeceği daha kesinleşmiş değil. Önümüzdeki hafta
benim İngiltere seyahatlerim de belli olacak. Focus WRC ile de
aynı şekilde devam ediyoruz.
Daha önceleri de
söylediğim gibi pilotlarımızla ilgili çok büyük, radikal
değişikliklerimiz yok. Geçen seneki pilotlarımızı ağırlıklı
olarak kullanacağız. Serkan Yazıcı ve Adnan Sarıhan devam
ediyor; Serkan Fiesta Süper 1600, Adnan ise Focus WRC
kullanacak. Diğer otomobilleri kimin kullanacağı henüz
kesinleştirmiş değiliz.
Sponsorlarla
ilişkilerimiz de devam ediyor. 2004 Sezonu için takımın adı ve
ana sponsorumuzun kim olduğu henüz belli değil ama sponsor
alternatiflerimiz var. Onlardan birine karar vereceğiz. Hazır
Kart ta bunlardan bir tanesi, görüşmelerimiz sürüyor.
Petrol firması
olarak kiminle çalışacağımız de henüz belli değil. Dünyada
olduğu gibi bu BP de olabilir, Mobil ile de devam edebiliriz
veya başka bir firma da olabilir. Şu anda bunların hiç biri
çok net değil, ama bu konularla ilgili en aktif şekilde
çalışmalarımız devam ediyor. Sanırım bu ayın 2-3’ncü
haftasında her şey netleşmiş olur.
2004
Sezonunun çok çekişmeli ve heyecanlı bir sezon olacağını
düşünüyorum. Tofaş yine bütün imkanları ve bütün gücü ile
sahada. Citroen bu sene kendini çok geliştirdi, 2-3 araba ile
yarışacaklar ve şahsen Citroen’i en yakın rakip olarak
görüyorum. Renault cephesinde de bir takım gelişmeler var; 1
veya 2 tane Clio Süper 1600’den bahsediliyor. Bizim araç
parkımızdan çıkan Puma’ların GP Garaj’da çok başarılı yarışlar
çıkaracağını hatta zaman zaman bize de rakip olabileceklerini
düşünüyorum. Bunların haricinde de, Mitsubishi Grup N’lerin
hepsi en iyi şekilde devam ediyorlar. Genel klasmanda da iyi
dereceler yapacaklarını zannediyorum. Genel klasman
çekişmesinde rakibimiz Ali Ersin olacaktır. Tomi Makinen’in
eski Mitsubishi’si ile grup A8 bir otomobil ile, yani
grubumuzdaki yegane otomobille yarışacak. Ayrıca ve mutlaka
sürpriz birkaç isim de olacaktır. Sezonun çok çekişmeli
geçeceğini zannediyorum.
Dünya
Şampiyonasındaki rekabetin rengi de biraz değişti. Zaten
teknik olarak, otomobiller bazında, şu anda Ford ve Citroen
kaldı diyebileceğim, diğerleri biraz teknolojinin gerisinde
kaldılar. Ford ve Citroen, yarışta kalmadıkları sürece, Subaru,
Mitsubishi veya Peugeot olsun fark etmiyor ve rahatlıkla
rakiplerini geçiyorlar.
Sezonun
ilk iki yarışında hem Sebastian Loeb, hem de Markko Martin,
bunu fazlasıyla ispat ettiler. Ford’un şu andaki grafiği bence
son derece başarılı ve geçmiş senelere göre çok daha iyi. İlk
yarışta Markalar Şampiyonasında lider vaziyetteydiler, sonra
İsveç te Markko Martin yarışı iki gün boyunca lider
götürürken, otomobil sporunun cilveleri diyebileceğimiz, her
pilotun başına gelebilecek bir şey geldi başına ve yoldan
çıkarak 3-5 dakika zaman kaybetti. Monte Carlo’da da aynı şey
Carlos Sainz gibi dünya şampiyonasının en deneyimli pilotunun
başına gelmişti.
Bunlar
otomobil sporunda olmayacak şeyler değil, ama ben 30 yılını
otomobil sporuna vermiş bir insan olarak baktığım zaman
tarafsız olarak şunu görebiliyorum; Ford’un hakikaten şu an da
hem çok sağlam, hem çok hızlı bir otomobili var. Marco Martin
gibi Francois Duval gibi yaşları çok genç ve çok deneyimsiz
pilotların altında bile bu otomobiller rahatlıkla genel
klasman kazanabilecek otomobiller olduğunu ispat ediyorlar.
Zaten sezonun ilk iki rallisine bakarsanız, geçilen etapların
nerede ise yarısından fazlasında ya Martin ya Duval tarafından
en iyi zamanlar yapılmış durumda.
Ford’un
dünya şampiyonasında ki en güçlü rakibinin de Citroen olduğunu
düşünüyorum. Peugoet ve Subaru’yu geçmekte büyük bir zorlukla
karşılaşacaklarını sanmıyorum. Mitsubishi zaten bu sene
parkurlara yeni döndü ve teknik olarak şu anda diğerlerinden
çok geride kalmış vaziyetteler. Yine de sezon içerisinde bir
miktar daha geliştireceklerdir. Ben Ford için bu seneye çok
ümitle bakıyorum ve Markalar Şampiyonası’nın en büyük
adaylarından biri diye düşünüyorum. Halen de 2’nci durumdalar
ve 24 puana 22 puan gibi çok az bir fark var. Üstelik, İsveç
Rallisi’nde yaşadığı çok büyük şanssızlığa rağmen bu durumda..
Ford için
şöyle bir ekleme yapmak istiyorum; Ford İngiliz kökenli bir
ralli takımı.. 30 senedir İngiltere’den yönetilen bir ralli
takımı, İngiliz ekolü ise toprakçı bir ekoldür. Bunun için
Ford Focus WRC her zaman toprakta çok iyi sonuçlar almış bir
otomobil. Akrapol Rallisi gibi, Güney Kıbrıs gibi, Safari gibi
toprak rallileri hep üst üste kazanabilen bir ekip. 2 Yıl üst
üste Akrapol’ü ve Kıbrıs’ı kazanarak da bunu ispat etti. Fakat
Ford’un hiç bir zaman çok başarılı asfalt otomobili, kar
üzerinde giden otomobili olmadı. Sezonun ilk yarışı buzlu bir
asfaltta yapıldı, ikincisi olan İsveç ise tamamen kar.. Bu
rallilerde bile bu otomobillerin inanılmaz başarılı
olduklarını görüyoruz. Toprak parkurlarda bu farkı çok daha
fazla açacağına, çok daha rahat birincilikler elde
edebileceğine ben teknik olarak ümit ediyorum. Dünya Ralli
Şampiyonasında hakikaten çok büyük bir çekişme var ama
birinciliğin en büyük adaylarından birinin Ford olduğunu göz
ardı etmemek lazım.
İsveç’i
Loeb gibi Marco Martin’de kazanabilirdi. Martin de İskandinav
bir pilot değil! Yeni jenerasyon pilotlar çok farklı, bunu
eski pilotlar da söylüyor zaten. Bambaşka bir otomobil
kullanma tekniğine sahipler. Çok farklı bir çizgiyle, çok
farklı bir otomobil kullanma tekniğiyle otomobilleri
kullanıyorlar. Eski pilotlara nazaran çok daha az antrenmanla
çok daha az test yaparak gidebiliyorlar. Etapları 2-3 kere
geçmek onlar için yeterli oluyor. Halbuki Carlos Sainz, Colin
McRea ve Tomi Makinen gibi eski jenerasyon pilotlar antrenman
zamanının pilotları olduğu için onlar etapları bir kaç kere
geçtikten sonra yeni pilotlar gibi adapte olamıyorlar. Artık
otomobil sporu rallide de çağ değişiyor diyebiliriz. Loeb,
şampiyonluğun en büyük adaylarından biri ama ben şöyle
düşünüyorum; Dünya Ralli Şampiyonu üç pilottan biri olur;
Sebastian Loeb, Peter Solberg veya Markko Martin.. Peter
Solber çok iyi bir pilot, geçen senenin Dünya Şampiyonu ve
kendini çok iyi eğitti, diğerlerinden biraz daha tecrübeli
diye düşünüyorum. Dünya Markalar Şampiyonu ise Citroen veya
Ford olur, diyorum. |